Geri Bildirim Bir Hediyedir (Ama Kullanmak Zorunda Değilsin)

Ocak ayı, kurumsal hayatta yer alan çoğu profesyonel için “performans değerlendirme görüşmeleri” dönemi olarak bilinir. Performans değerlendirme denen konu başlı başına bir yazıyı; hatta yazı zincirini hak ediyor. Bu nedenle onu şimdilik erteleyelim isterim.

Öte yandan yine bu dönem, doğası itibariyle “geri bildirim” denen kavramı diğer zamanlara kıyasla ister istemez daha görünür, daha yoğun bir başlık haline getiriyor.

Elbette geri bildirimin hem olumlusu hem de olumsuzu var.  Aldığımız kimi geri bildirimler insanın içini açıyor, motivasyonunu artırıyor. Bununla beraber kimi can sıkıyor; hatta kimi de “bu beni hiç yansıtmıyor” dedirtiyor.

Bu yazıda olumlu geri bildirimden ziyade; çoğu zaman daha sancılı, daha zorlayıcı olan olumsuz geri bildirime biraz daha yakından bakmak istiyorum. Geri bildirimin sık konuşulduğu böyle dönemlerde ya da bu konuyu özel olarak çalıştığımız eğitim, koçluk/mentörlük gibi seanslarda zihnimde hep aynı cümle dolaşıyor.

Muhtemelen sizler de defalarca duymuşsunuzdur:

“Geri bildirim bir hediyedir.”

Açık söyleyeyim; bu cümle yıllarca kulağımı tırmaladı. Fazla yuvarlak, fazla klişe gelirdi. Hatta uzunca bir dönem “yan sanayi motivasyon cümlesi” diye içimden geçirdiğimi de hatırlıyorum. Gerçek hayatta karşılığı pek yokmuş gibi duruyordu. Ama zamanla bu cümleyle ilişkim değişti. Evet, cümle değişmedi belki ama benim onu yorumlama, aktarma biçimim yer değiştirdi.

“Hediye” Kavramı Üzerine

Sizde hâlâ devam ediyor mu bilmiyorum ama eski kurumumda yıllar boyunca süren bir gelenek vardı. Yılbaşı gibi özel günlerin öncesinde departman içi hediyeleşme olurdu. İnsanların isimlerinin yazılı olduğu kâğıtlar bir sepette toplanır, herkes bir kâğıt çeker. Kimin ismi elinizdeyse, o kişiye bir hediye almanız ve hediyelerin verileceğin günde, etkinlikte ona vermeniz gerekirdi.

Abartmıyorum; 10 kez katıldıysam, en az 5’inde bana kahve/çay kupası (mug) çıkmıştır.

Kendi beğenimle aldıklarım da dâhil olmak üzere evde yeterince (hatta dürüst olayım, fazlasıyla) kupa var. Ofiste bir sürü var. Hatta yine fazla gelmiş, dolaplara sığmamış; İzmir Seferihisar’daki aile yazlığımızda bile var…

Ama hal böyleyken bile, hepimizin yaptığı gibi ben de hediyeyi aldığımda şunu yapardım: Hediyeyi veren kişiye nazikçe teşekkür ederim. Zaman ayırdığı, emek verdiği için… Sözcüklerimle, jest ve mimiklerimle “hediye verdiği için kimseyi pişman etmemeyi” tercih ederdim. Çünkü mesele, bende kaç tane kupa olduğu değil.

Mesele, birinin durup “ben buna ne alabilirim?” diye düşünmüş olmasıdır bana göre.

Öte yandan işin bir de şu tarafı var. Dolabımda ister 20 tane kupa olsun… Bazen öyle bir fincan hediye edilir ki; deseni hoşuna gider, ergonomiktir, eline iyi oturur, içine koyduğun çayın ısısını gerçekten güzel tutar… Ve fark ederim ki; son hediye edilen 21. kupa olmasına rağmen; en çok onu kullanmaya başlamışımdır. Çünkü işe yaramıştır.

Bazen de kupayı, fincanı alırım, denerim. Bir sebeple olmaz. Beğenmemişimdir. Dolabın arkalarına bir yerlere koyarım, orada dokunulmadan durur…

Geri Bildirimle İlişkime Dönersek…

Bu “yan sanayi motivasyon cümlesi” dediğim ifadeyi de yıllar içerisinde böyle yorumlamaya başladım. Verilen bir geri bildirimi almak; Onu mutlak doğru kabul etmek değildir. Hemen uygulamaya geçirmek zorunluluğu değildir. Kendini suçlamak ya da savunmasız bırakmak da değildir. Çünkü geri bildirim bazen gerçekten hatalıdır. Seni yansıtmaz, eksiktir, can sıkıcıdır.

Ama yine de bence şu soru kıymetlidir:

“Acaba karşımdaki kişinin beni böyle değerlendirmesine ne sebep oldu?”

Yanlış bir geri bildirim bile, bazen o ilişkiyle ilgili gerçek bir algı taşır. Bu, geri bildirimin doğru olduğu anlamına gelmez. Ama ortada bir algı olduğu gerçeğini de ortadan kaldırmaz. Algıyı görmezden gelmek ya da “yanlış” deyip aceleyle savuşturmak; ilişkinizi ancak olduğu yerde bırakır. Hatta çoğu zaman, aranızdaki bağın yavaş yavaş incelmesine de sebep olur.

Çünkü şunu sıkça görürüz: Bir kişi iyi niyetle geri bildirim vermeye çalıştığında yoğun bir dirençle karşılaşırsa ve bu durum tekrar ederse, zaten hassas olan bu alanı bir süre sonra tamamen kapatır. Gözlemlediği bir konuda geri bildirim vermek, konuşmak yerine susmayı tercih eder. Diyalog hali yerini mesafeye bırakır. Bana kalırsa geri bildirim konusundaki bu sessizlik, bir süre sonra ödenmesi daha maliyetli bir halde geri gelir, karşımıza çıkar.

Ve daha da önemlisi, bu mesele yalnızca iş hayatına özgü de değildir. Eşlerin, arkadaşların, yakın ilişkilerin içinde de benzer dinamikler çalışır. “Bir şey söyleyince sorun çıkıyor” hissi, ilişkilerin pek çoğunda tanıdıktır. O yüzden geri bildirimle kurduğumuz ilişki, çoğu zaman yalnızca profesyonel değil; fazlasıyla insani bir meseledir.

Son Bir Düşünce

Belki de “geri bildirim bir hediyedir” cümlesini bugün şöyle okumak daha anlamlı geliyor bana:

Sana verilen geri bildirimi nazikçe ve yapıcı bir şekilde kabul et.
Al, zihinsel süzgecinden geçir, proses et. Doğru kabul ettiğin senaryoda zaten akılcı yolu izler, gerekeni yaparsın. 

Ancak doğru olmadığını düşündüğün senaryoda da kendine şu soruyu sor. “Bu geri bildirimi aldım, inceledim, evirdim çevirdim ve nihayetinde doğru bulmuyorum. Peki o zaman karşımdaki kişinin böyle düşünmesine sebep olan şeyler (algılar, varsayımlar…) ne? Ve ben bu konuyla ilgili bir şeyler yapmak istiyor muyum?”

Karar hâlâ benim. Değiştiririm, dönüştürürüm ya da olduğu yerde bırakırım. 

Ama geri bildirim vermeye niyet etmiş birini, bu niyetinden pişman etmemek istiyorum çünkü aramızdaki ilişkiyi korumak istiyorum.  Nihayetinde bu cümledeki mesele, geri bildirimi “doğru” ya da “yanlış” diye ayırmaktan çok, onu duymaya açık kalıp kalmamayı seçmekle ilgili…

Daha Fazla Daha Az